Hakikat Okyanusu birbirine karışmayan acı ve tatlı sudur. Biri Celal Okyanusu diğeri de Cemal Okyanusu… Ancak bu devasa sulara dalmadan önce her yolcu onun kıyısına ayak basar. Önce okyanusun sahilinde yürür. Sahildeki bu yürüyüş, okyanusa dalış hazırlığıdır.
Cemal Okyanusunun kıyısında sana her şey sanatsal gelir. Örneğin camın açıklığından süzülen rüzgarın perdeyi havalandırması; Picasso tablosundan daha şahane gelir sana. Ya da bozuk bir lambanın çıkardığı cızz cızzz sesi; dünyanın en harika senfonisi olarak gelir. Gökyüzünde dolunayın tadını, gerçekten dilinde müthiş bir pasta yemişsin tadında yaşarsın. Çiçek kokuları, toprağın nefes alıp vermesi, cansız duran kayanın capcanlı oluşu, en çirkin böceğin bile senin için bir sanat eseri oluşu… Her şey müthiş güzeldir senin için. Ve bu zihinsel bir söylem değil, kalbinde hissettiğin bal tadı gibidir. Mum alevi, yağda pişen yemeğin sesi, musluktan damlayan su sesi; hepsi harika ve müthiş bir senfonidir senin için. Bu kıyıdaki yürüyüş seni Cemal Okyanusuna çıkaracaktır. Oraya vardığında suya hiç tereddüt etmeden adım at. İlk önce suyun üzerinde yürürsün. Sanki Cemal Okyanusu seni içine dahil etmiyor, seni dışarda tutuyormuş gibi olur. Suyun üstünde adımlarsın nazikçe. Cemal Okyanusunun üzerinde yürümek bile senin kalbini eritir. O seni içine çekmese de dışarda tutsa da; bu bile güzeldir. İşte “ bu bile güzel” olduğunda Cemal Okyanusu seni içine dahil etmeye başlar. Yavaş yavaş okyanusun suyuna dahil olursun yüzeyden dibe doğru. Su pamuk gibi yumuşacıktır ve tenine değerken çok sakin ve derin bir neşeyle dolarsın. Yüzünde sebepsiz bir gülümseme, yanakların mutluluk pembesi, gözlerin ışıl ışıl olur. Çevrendeki insanlar senin birine aşık olduğunu zanneder. Biriyle aşk yaşadığını ama bunu gizlediğini sanırlar. Bu; bir yönüyle gerçektir aslında. Ama senin ağzından dökülemez bu gerçek. Sanki söyler ve kelimelere dökersen anlamını yitirecekmiş gibi gelir sana. Sanki anlatsan , anlattığın ve kelimelere döktüğün anda artık bir yalan olacakmış gibi gelir sana. Kalbin ürperir, haşyet duyarsın. “Rabbim , benden bir şey kalmayınca dek en dibe dalayım” dersin. Dibe doğru battıkça, bunun bir batış değil DOĞUŞ olduğunu görürsün. Hiçbir insanın, hiçbir deneyimin, hiçbir nesnenin veremeyeceği, bu alemin dışından gelen ama bu alemdeki bedeninde hissettiğin bu HİSSİ; hiçbir şeyle değişemez, kıyaslayamaz ve denk tutamazsın. Dünyadaki en kutlu zaferler dahi çer çöp olur gözünde. Mücevher dururken tenekenin peşinden koştuğun zamanları güzel bir anı olarak hatırlarsın. O kayboluşlarına dahi minnettar olursun.
Cemal Okyanusundan sonra bir vadiye çıkarsın. O vadi Selam vadisidir. Aşkla dolup taşma anları biter. Selam vadisindesin artık. Kim ne derse desin, ne yaparsa yapsın sen “Selam” dersin. Selamın kavlen min Rabbim Rahim. O vadideki her adımın “Selam”dır. Huzursuzluğa kafir olmuşsundur. Gerilime kafir olmuşsundur, kavgaya, didişmeye kafir olmuşsundur. Selam iliklerine kadar işler.
Bu vadi seni, yürüdükçe Celal Okyanusunun kıyısına götürür. O kıyıya daha yaklaştığında bile bedenindeki kemikler haşyetle tir tir titrer. Buradan gerisin geri dönüp gitmek isteyenler olmuştur. Ama hiçbiri bunu başaramamıştır. Buradan geri dönenler Cemal’in korumasından çıkacaktır. Sen Selam vadisindeyken sana örtülen yılan, sivrisinek ve fil artık sana örtülmez olur. Cemal’in korumasından çıkıp da yılan, sivri sinek ve filleri yenen hiç olmamıştır. Hakikat Okyanusunun kuralı böyledir; Cemal Okyanusunda yüzen Celal Okyanusunda da yüzmek zorundadır. Celal’den kaçan Cemal’den olur.
Celal’in kıyısına geldiğinde kumların artık yumuşacık olmadığını görürsün. Ayaklarının altında keskin taşlar, yüzünü kesip geçen sert ve soğuk rüzgar, gökyüzünde ard arda çakan şimşekler seni durdurmasın. Cemal’le tanışıp okyanusunda yüzünce sarsılmaz zannettiğin benliğinin çatırdaması seni ürpertmesin. Puslu ve karanlık hava görüşünü bozsa da benliğine değil Celal’e yaslanmayı öğrenmelisin. Kendi gözlerine değil Herşeyi Gören’in gözlerine inanmayı öğrenmelisin. Soğuk rüzgarı, ayaklarının altındaki keskin taşları, puslu havayı şer zannedenler olmuştur. Şer zannedenler; Celal Okyanusu ile hiç tanışamamıştır. Onlar taşları düzeltmeye, havayı değiştirmeye, şimşekleri durdurmaya çalışarak Cemal’den olmuştur. Celal Okyanusunun kıyısında kendi gözleri ile yürümeye çalışanlar; Celal tarafından helak edilir. Çünkü gerçekten Cemal’e aşık olan Celal’e boyun eğer. Celal Kıyısı, Cemal’e aşkının sınandığı yerdir. Cemal’den hep Cemal bekleyenler, Cemal’den Celal gelince küsenler, korkanlar, kaçanlar, Rabbim beni aşağıladı diyenler; Selam vadisindeki sivrisinek, yılan ve fillerin altında ezilmiştir. Eğer her şeye rağmen yürüdü isen; Celal Okyanusuna çıkacaksın. Okyanustaki karanlık ve soğuk sular, oldukça büyük dalgalar, devasa hortumlar, acayip canavarlar gözünü korkutmasın. Rabbi’nin Celal Heybeti’nden daha büyük ve kudretli değillerdir. Haşyet kemiklerine kadar işleyerek suya adım atmalısın. Büyük dalgalardan korkan büyük dalgalar tarafından yutulacak, hortumdan korkan hortum tarafından savrulacak, acayip canavarlardan korkan canavarlar tarafından yutulacaktır. Rabbi’nin heybetinden haşyet duyanlar ise okyanus tarafından korunacaktır. Celal Okyanusunda Cemal Okyanusunda bulamayacağın inci ve mercanlar vardır. Su ilk önce seninle savaşıyor gibi olur. Sana karşı hortumlar çıkıyor, sana karşı dalgalar geliyor, sana doğru canavarlar ağzını açıp saldırıyor gibi olur. Batıp çıkıp bol bol su yutarken kimseden yardım istememelisin. Dalgaların dinmesi için yalvarmamalı, hortumlar dursun diye dua etmemelisin. Çünkü Celal Okyanusu senin sandığın gibi karanlık değildir. Burayı karanlık zannedenler; karanlıklar tarafından yutulmuştur. Celal’e karanlık diyen Rabbi’nin Celal heybetinin kudretinden düşer. Celal Okyanusu seni dövmek için değil sana inci ve mercanlarını vermek için köpürmektedir. O mercanlara dil uzatanın da el uzatanın da sonu hüsrandır. Celal Okyanusunun sana inci ve mercan vermesi için sabretmeli, sebat etmeli, şükür etmeli ve dirayetli olmalısın. Eğer başarabilirsen karanlık ve soğuk sularda boğuşmadan kalabilirsen dibe doğru kendiliğinden batmaya başlarsın. Çırpınıp yüzeye çıkmaya çalışmadığında karanlık zannettiğin suların gerçekte nurani bir ışığı olduğunu göreceksin. Dibe doğru çekildikçe parlayan nurani ışık gözlerini kamaştırdığında, o nur ışıkla sükût bulduğunda işte tam orada; Celal Okyanusu avuçlarının içine inci ve mercanları koyacaktır.
Avuçlarında inci mercanla yüzeye çıktığında Celal Okyanusu hala köpürmektedir. Ancak hiçbir dalga sana çarpmamakta, hortum seni yutmamakta ve canavar seni artık görmemektedir. Celal Okyanusundan sonra bir vadiye çıkarsın. O vadi Bekâ Vadisidir.
Meltem Bingöl
Eyvallah Melek ablam gönlünün kokusu buram buram tüttü buralarda
Selam es selame